Tag Archives: taksim

Her Şeyi Eski İstanbul’a Bağlayan Teyzeler!

(Teyzeler ve amcalar! Size takılıyorum diye alınmıyorsunuz değil mi? Seviyorum ben sizi. Beni bir görseniz, siz de beni seversiniz.)

Sarı dolmuştayım. Bir teyze el etti. Belli ki 23 Nisan coşkusunu yaşamış, eve dönecek. Durduk.
Teyze binmek istiyor ama binemiyor. Bir çıkıyor, bir iniyor. Tutunacak yer bulamıyor. Şofer tutacağı gösteriyor. Ama dinlemiyor. Derken bir yere tutundu.  Kendini yukarı doğru çekti ama teyzem yine gelemedi. Ve kapının etrafını çevreleyen siyah lastik olduğu gibi söküldü. Kapı kapanmıyor.

Reytingler yükseliyor. Dalaşma:

Teyze: Bir tutacak koyar insan şuraya.
Şofer: E teyzem, gösteriyorum ya! Şurda!
Sesi yükselmiş Teyze: O çok uzak! Nasıl tutunayım ona! (Tutacak kapı girişinde)
Şofer: Ben anlamıyorum ki sizi!
Sesi Çok Yükselmiş Teyze: Sus! Paranıza kıyıp bi’ tutacak yaptırmıyorsunuz arabaya. Nerde o eski İstanbul şoferleri! Ahhhh! Haksızlığınızı hiç kabul etmeyin zaten. Sizin gibilerle doldu taştı burası. Terbiyesiz. Ahhh Atatürk ahhhh! (Anaaaaa! Sen olayı Atatürk’e nasıl bağladın öyle ama teyzeciğim, gözünü sevem, elini öpem.)

Haksızlığa uğramış dolmuş şoferi hırsı nasıl bir şeydir, bilir misin?! Ani frenlemeler, sık dur-kalklar ve acı çeken gaz pedalı.

Yolun geri kalanını da teyzenin içten kaynamalı motor kıvamında ara ara attığı laflar ve kaptan şoferin gaza asılmasıyla tamamladık.

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Bazen Minibüs

DJ Polis ve Arkadaşları – 2

Polislerimize nasıl bir eğitim veriyorlarsa, ben de ondan istiyorum.

Yer: Taksim Meydan
Günlerden: Cuma
Saat: Akşam serinliği bastırmadan, Burger’ın önü kalabalıklaşmadan, güneş batmadan

Taksim meydanında 3-5 turist. Türkiye’ye yeni geldikleri her hallerinden belli. Taksi bulmaya çalışıyorlar. Balığa yatmış bir taksici abimiz turistleri gördü ve gördüğü gibi frene bastı. İçerden uzanarak arka kapıyı açtı. Turistler önce şaşırdı, sonra yavaş yavaş taksiye doluşmaya başladılar.

Yolun ortasındaki durumu gören polis abi ve megafonu: HEY TOURISTSSS… COME ON COME ON… HURRY UP!

Turistler ne yapacaklarını şaşırdılar. Hatta, birisi öyle bi’ tırstı ki az kalsın ellerini kaldırıyordu:) Çok acıdım adama. Cidden.
Bu olay, bizler için küçük, turistler için büyük bir travma olmuştur.

Bu arada, kimse polislerimize cahil demesin artık. Çatır çatır İngilizce konuşuyorlar.

Diğer bir DJ Polis vakası için: >>>>>

Yorum bırakın

Filed under Bazen Taksi

Taksim’i Gayrettepe’ye Taşımışlar!!

Hiperaktifkene yazdı.

Metrodayım. Pek hızlı olmasına rağmen, pek sevemediğim bir vasıta. Karanlık, kurumsal ve çok sistematik. Bindiğim gibi inmek istiyorum bazen. Fobim falan yok, sadece metroya karşı beslediğim duygular bunlar 🙂

Aynı tasla, aynı hamama gidenlerden biri olarak(sırf kafalar karışsın diye yazdım), işten çıktım ve metroya yürüyorum. Üzerimde tuhaf bi’ hiperaktiflik var. Durduğum yerde duramıyorum, metroyu beklerken bile istasyonda voltalıyorum. Metro geldi. Kapılar açıldı. Bindim. Boş yer var ama oturmadım. Bi’ yandan müzik dinliyorum, bi’ yandan üzerimdeki bu hareketliliğin sebebini düşünüyorum. Levent’ten Taksim’e gidiyorum.

Durağa geldik. Kapılar açıldı ve indim. Arkadaş meydanda bekleyecekti. Yürüyen merdivenlerden çıktım. Turnikeleri geçtim. Bi’ tuhaflık var etrafta. Yeryüzüne çıkan merdivenlerdeyim. Alla alla, meydana ne oldu, heykel nerede? Kim dikti bu gökdelenleri? Tabelalar da bi’ yabancı.

Anaaaam! Gayrettepe mi? Ne alakası var yahu, ben Taksim’de indim. Taksim’i kim taşıdı Gayrettepe’ye? 3 durak var arada.

gayretetguzelim

Bi’ hareketlilik sarmışsa dört bir tarafınızı, serde bi’ hiperaktiflik varsa, adımlarınızı çok dikkatli atın. Zira, yanlış durakta inmek daha da acımasız hallere bürünebilir. Bu ilk vukuatım değil 🙂

6 Yorum

Filed under Bazen Metro

Tabelanın Götürdüğü Yere Gideme

İş çıkışı arkadaşlarla Taksim’deyim. Muhabbet uzadı. Saat 12’ye yaklaşırken birden ayıldım ve kül köpeğine dönüşmeden eve gitmem gerektiğini hatırladım. Neden? Çünkü belli bir saatten sonra Pendik’e gitmek çok güç. Ben diyim “survival game”, sen de “oraya 200 yıldır kimse gitmedi”.

Çiçek pasajından virajı alamayan kediler gibi fırladım. Koştum. Her geçen saniye Pendik’e yaklaşmaktayım. Dolmuş sırasına girdim. Dolmuşa bindim. Bostancı’da dolmuştan indim. İlk etabı başarıyla tamamladım.

geceyollar

Yeni görev: İçi mor pavyon ışığıyla aydınlatılmış ve Pendik’e giden bir minibüs bul.

Beklemedeyim. Gözlerimi kıstım, uzaktan gelen minibüslerin tabelalarını kesiyorum. Ve bir tane geliyor. Bindim. Parayı uzattım:

Ben: Bi’ tane Pendik.

Şofer: Bu araba Pendik’e gitmez.

Ben: Ama tabelada Pendik yazıyor.

Şofer: Gitmez kardeşim. Ben götürmüyorum. 

Ben: O zaman tabelada neden Pendik yazıyor?

Şofer dikiz aynasından beni keser!

Ben: İneyim o zaman. 

Bu bölüm çok zor olacak. Aha, bi’ tane daha Pendik tabelalı minibüs geliyor. Minibüse bindim ve hemmen indim, sevgili yolcu. Tam 4 kere aynı trajiromantik anları yaşadık minibüs şoferleriyle.

Yahu, neden Pendik’e gitmezsin. Affedersin, orada adam mı öpüyorlar? Hadi, diyelim adam öpüyorlar! Neden tabelayı değiştirmezsin “Bu minibüs sittin gece Pendik’e gitmez” diye? Ne gerek var şimdi gece gece bindi-indi jimnastiğine? Beni neden yoruyorsun Pendik yazan fakat Pendik’e gidemeyen minibüsün şoferi? Gece saat 1.

Sonra ne mi oldu? Gecenin karanlığından pegasus gibi sıyrılan bir İ.E.T.T. geldi. Tabelasında Pendik yazmıyordu ama şofer, beni Pendik’e bırakabileceğini söyledi. Tabelasında Pendik yazmayan fakat Pendik’e giden İ.E.T.T. Nası ya!? Neler oluyo ya!?

Yahu, alkol de almadım ki tabelaları yanlış okuyayım. Bu işte bir terslik var ama nerede acaba?

4 Yorum

Filed under İ.E.T.T

Yok Artık Obama

saridolmus

Taksim’deyim. Bostancı’ya gitmek için sarı-dolmuş sırasına girdim. Nasıl yağmur yağıyor; böyle çipil çipil! Dolmuş geldi ve kara-kuru bir dolmuş kondüktörü (modern zaman çobanı) bizi dolmuşa yönlendirdi. Bindik. Ücretler teker teker uzatılmaya başladı.

Yolcu 01: Abi şurdan bi’ benzinci alır mısın?

Yolcu 02: Burdan bi’ fakülte alır mısın abi?

Şofer: Benzinci üstü kimin? Al kardeşim.

Türkçe bilmediği için sadece para uzatan bir zenci: …!!?? (50 lira uzatır)

Şofer, 50 lira hariç bütün para üstlerini dağıtır.

Şofer: Kim 50 verdi?

Sessizlik…

Şofer: Beyler, 50 lira kimin? Üstünü alsın.

Sessizlik devam eder. Şofer dikiz aynasından arkada oturan zenciyi keser.

Şofer: LAN OBAMA! SEN Mİ VERDİN LAN 50’Yİ??!

Minibüsteki herkes tükürüklü-salyalı kahkahalar patlatır. Yuh be abiii!!!!

Sırada beklemişim, ıslanmışım, karnım aç, uykum var… Heeepsini unuttum. Böyle bir betimleme, böyle bir tanımla yeteneği; hem de bu kadar açık yüreklilikle. Bak hala gülüyorum.

En güzel günler senin olsun şofer abi.

10 Yorum

Filed under Bazen Minibüs