Category Archives: Bazen Minibüs

Kafalı Cam

Saat günlerden cuma gecesini gösteriyor. Taksim’deyim. Sarı dolmuşa bindim, cam kenarına geçtim. İçeride 2 kişiyiz; ben ve bi’ arkadaş.

Dışarıdan sesler duymaya başladık: Hulaaaan, anan bacın yok mu hulaaaan senin! Piç, bok, göt!

Soluma dönüp camdan dışarı baktığımda kol arasına sıkışmış bir kafa, yanımdaki cama doğru hızla ilerliyordu. Allah’tan cam da kafaya doğru ilerlemiyordu, yoksa bilindik bir fizik problemiyle karşı karşıya kalabilirdik.

Neyse, sonracığıma o kafa cama girdi. Artık hemen yanımda kafalı bir cam bulunmaktaydı. Tabii, bu olaylar senin bu yazıyı okuduğun sürenin 100’de biri bir hızda gerçekleşti. Ben de kendimi 50’de biri bir sürede dışarı attım.

Neymiş efendim, tüyü bitmemiş genç bir çift dolmuşa binerken arkadaki hırbolardan biri “offf anammm” gibi bir laf atmış. Sevgilisine atılan lafı kaldıramayan çocuk da hırboya dayılanmış. Ama hırbo adın da anlaşılacağı gibi çocuğun kafayı cama sokmuş. (edit)

Olum, hem cinslerim, size diyorum, azıtmayın lan iki dakka!

He, olay nasıl bitti? Kafası cama giren çocuk bir de minibüsçülerden dayak yedi. Neden camı kırdın diye!!!

8 Yorum

Filed under Bazen Minibüs

Her Şeyi Eski İstanbul’a Bağlayan Teyzeler!

(Teyzeler ve amcalar! Size takılıyorum diye alınmıyorsunuz değil mi? Seviyorum ben sizi. Beni bir görseniz, siz de beni seversiniz.)

Sarı dolmuştayım. Bir teyze el etti. Belli ki 23 Nisan coşkusunu yaşamış, eve dönecek. Durduk.
Teyze binmek istiyor ama binemiyor. Bir çıkıyor, bir iniyor. Tutunacak yer bulamıyor. Şofer tutacağı gösteriyor. Ama dinlemiyor. Derken bir yere tutundu.  Kendini yukarı doğru çekti ama teyzem yine gelemedi. Ve kapının etrafını çevreleyen siyah lastik olduğu gibi söküldü. Kapı kapanmıyor.

Reytingler yükseliyor. Dalaşma:

Teyze: Bir tutacak koyar insan şuraya.
Şofer: E teyzem, gösteriyorum ya! Şurda!
Sesi yükselmiş Teyze: O çok uzak! Nasıl tutunayım ona! (Tutacak kapı girişinde)
Şofer: Ben anlamıyorum ki sizi!
Sesi Çok Yükselmiş Teyze: Sus! Paranıza kıyıp bi’ tutacak yaptırmıyorsunuz arabaya. Nerde o eski İstanbul şoferleri! Ahhhh! Haksızlığınızı hiç kabul etmeyin zaten. Sizin gibilerle doldu taştı burası. Terbiyesiz. Ahhh Atatürk ahhhh! (Anaaaaa! Sen olayı Atatürk’e nasıl bağladın öyle ama teyzeciğim, gözünü sevem, elini öpem.)

Haksızlığa uğramış dolmuş şoferi hırsı nasıl bir şeydir, bilir misin?! Ani frenlemeler, sık dur-kalklar ve acı çeken gaz pedalı.

Yolun geri kalanını da teyzenin içten kaynamalı motor kıvamında ara ara attığı laflar ve kaptan şoferin gaza asılmasıyla tamamladık.

1 Yorum

Filed under Bazen Minibüs

Kazadan Sıvışan Adam

Hava, pervaneli şapka takacak kadar sıcak. Askerlik şubesinde çok muhim bir işim var. Ve sürem çok kısıtlı.

İlk duraktan atladım minibüse.

10-15 dakikalık hoplamalı, zıplamalı seyahatin ardından, yolcular teker teker yol üzerindeki en müsait yerlerde inmeye başladı. Şofer hop bir sağa çekiyor, indiriyor; hop bir sola kırıyor, yardırıyor. Böyle ritmik indi-bindiler devam ederken yolculardan birinin ani isteği üzerine, şofer bey frene asıldı.

minibus

20-30 Metre Arkadan Gelen Ses:
– İeaaaaaa… (acı fren sesi yazıyla bu kadar anlatılır.)

Arkadan gelen acı fren sesi, ara ara kesilse de yükselerek bize yaklaşıyor.

Acı Fren Sesinin Sonu:
– Dırışşşşşş… (çarpma sesi de pek olmuyor.)

Evet! Minibüsten biraz daha büyük bir kamyonet bize arkadan sağlam bi geçirdi. Yolcular ve ben önce arkaya, sonra öne doğru büyük bir ahenk içinde savrulduk. Gören içerde çılgın bir eğlence var zanneder. O derece! Kimseye bir şey olmadı. Şofer aşağı inip, durumu kontrol ettikten sonra 5-10 dakika bi yere gitmememizi tembihledi. Şahit, tutanak, ıvır zıvır için…

Ama benim işim var. Hem de mühim. Hatta, zamanım da kısıtlı. Bi şekil yapıp, adımımı sinsice dışarı attım. Göz ucuyla şoferi kontrol ettim. Durum gayet müsait. Küçük ve postacı adımlarıyla sıvışşşşşşş… Olay anını görmeyenler o sıvışma halimi görse, kazaya benim sebep olduğumdan şüphelenebilirdi.

N’apıyım!? Şubeye yetişmem şart.

Yorum bırakın

Filed under Bazen Minibüs

ŞOK Amcalar ve Teyzeler

Bu sabah gözlerimi açtım. Zihnim ayılmadan evden çıktım. Devlet dairelerinden birinde işim var. Biraz kaos, biraz bağırış-çağırış, az biraz asabiyet ve işin sonunda büyük bi’ rahatlamayla devlet dairesinden çıktım.

Gönül isterdi ki devlet dairesinde iş halledenlere 1 gün istirahat versinler. Ama imkansız. İşe gitmem lazım. Hızlı adımlarla yürüdüm,  minibüse bindim. En arkada, sağ cam kenarındaki yerimi aldım. Cebimden parayı çıkardım ve önümde oturan amcaya uzattım:

Ben: Bi’ Levent uzatır mısınız? (Gayet her zamanki ses tonumla, hiçbir kasıt olmaksızın.)

ŞOK Amca: Sen ne biçim adamsın be!? Utanmıyor musun baban yaşında adama emir vermeye! Genç adamsın, kalkıp versene kendi paranı!? Bak hala bana bakıyor. Töbee…

ŞOK Teyzeler: Cık… Cık… Cık! Yeni nesil hepten bitmiş. Bizim zamanımızda…

bunak

Lan n’oluyoruz!!  Tohumunuza para mı saydım ben sizin yahu? Ne diye her yerde beni buluyorsunuz? Başka genç mi yok bulaşacak? 

Çok afedersiniz, sizin zamanınızda dinazorlar enseye tokat geziyorlardı. Hatta, dünya soğumamıştı. Ve bu minibüse bindiğinizde aracın ilerlemesini sağlayan tekerlek, henüz icat edilmemişti.

Bi’ an 70 yaş üstü insanların toplum sağlığı için ne kadar zararlı olduğunu anımsadım. Belki de biri benden habersiz minibüs prosedürünü değiştirmiştir.

10 Yorum

Filed under Bazen Minibüs

2 Adana Alır mısın?

Öğrencilik başka bir şey yahu. Sanki her şey serbestmiş gibi geliyor. Buna, minibüs şoferlerini makaraya sarmak da dahil. 

minibus

Beşiktaş-Levent minibüsünde Levent istikametine doğru hızla yol almaktayız. Paralar uzatılıyor. Al gülüm-ver gülüm yapılıyor. 

Yolcu 01: Bi tane Çarşı alır mısın?

Yolcu 02: Şurdan bi’ Zincirlikuyu?

Şoför gayet seriye bağlamış durumda; bir eliyle para üstlerini veriyor, diğer eliyle sanki vücudunun bir  uvzuymuş gibi davrandığı vitesiye şov yapıyor. Derken yanımdaki makaracı Adanalı arkadaş:

Adanalı: Abi şurdan 2 Adana alır mısın?

Şofer parayı aldı. “2 Adana di mi?” diye sordu. Olayı henüz anlamadı. Sonra durakladı. Jeton düştü ve…

Şofer: Siktirin gidin ulaaan! (“k” harfini çok okkalı çıkarmıştı)

İndik. İnmek zorunda kaldık. Topuk.

Bizi ıslak odunla neden dövmedi, hala anlayamıyorum.

Adanalıydı heralde :p

1 Yorum

Filed under Bazen Minibüs

Yok Artık Obama

saridolmus

Taksim’deyim. Bostancı’ya gitmek için sarı-dolmuş sırasına girdim. Nasıl yağmur yağıyor; böyle çipil çipil! Dolmuş geldi ve kara-kuru bir dolmuş kondüktörü (modern zaman çobanı) bizi dolmuşa yönlendirdi. Bindik. Ücretler teker teker uzatılmaya başladı.

Yolcu 01: Abi şurdan bi’ benzinci alır mısın?

Yolcu 02: Burdan bi’ fakülte alır mısın abi?

Şofer: Benzinci üstü kimin? Al kardeşim.

Türkçe bilmediği için sadece para uzatan bir zenci: …!!?? (50 lira uzatır)

Şofer, 50 lira hariç bütün para üstlerini dağıtır.

Şofer: Kim 50 verdi?

Sessizlik…

Şofer: Beyler, 50 lira kimin? Üstünü alsın.

Sessizlik devam eder. Şofer dikiz aynasından arkada oturan zenciyi keser.

Şofer: LAN OBAMA! SEN Mİ VERDİN LAN 50’Yİ??!

Minibüsteki herkes tükürüklü-salyalı kahkahalar patlatır. Yuh be abiii!!!!

Sırada beklemişim, ıslanmışım, karnım aç, uykum var… Heeepsini unuttum. Böyle bir betimleme, böyle bir tanımla yeteneği; hem de bu kadar açık yüreklilikle. Bak hala gülüyorum.

En güzel günler senin olsun şofer abi.

10 Yorum

Filed under Bazen Minibüs

‘Şılaahkt’ Diye Çıkardı!

Bebeklerin karşı konulamaz isteklerine karşı annelerinin-babalarının ne hallere düştüklerini çok defa gördüm. Ama bugün minibüste gördüğüm bir ilkti. 

Şaşırdım. Az biraz da korktum.

meme

Belli ki kahvaltı alışkanlığını henüz yitirmemiş bir bebek, otobüste avazı çıktığı kadar böğürüyordu. Evet! O ağlama olamaz. Böğürüyordu. Bebeğin annesi pışpışladı olmadı, camdan dışarı baktırdı olmadı, babasıyla konuşturdu olmadı. En sonunda ‘şılaahkt’ diye çıkardı memesini, başladı bebeyi emzirmeye. Ben, o anneyi takdir ediyorum. Aferin ona. Ama ben bebeyi emziren karı-kocanın tepesinde, ayakta durmaktaydım ki gözümün ‘meme’ye kaymaması imkansızdı. Ee, tabii bu durumda babanın da bana kaymaması imkansızdı. Hemen ‘Moonwalk’ edasıyla oradan uzaklaştım, arka tarafı dörtledim. Babanın olası bir terör girişimini engellemiş oldum.

Fotoğraftaki ‘meme’, o ‘meme’ değil. Sırf bloguma koyacağım diye hayatımı tehlikeye atamazdım.

Yorum bırakın

Filed under Bazen Minibüs